İTO "İstanbul Finans Merkezi Olur mu?"

Abone Ol
Daha Fazla

İstanbul Ticaret Odası Ekonomi Danışma Kurulu 8 Aralık’ta toplandı. Kurul Üyeleri, İstanbul’un uluslararası bir finans merkezi olması için neler yapılması gerektiğini, büyümeyi etkileyen temel kriterleri ve İTO’nun bu çerçevede ne tür bir rol üstlenebileceğini görüştü.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Ekonomi Danışma Kurulu (EDK), aralık ayı toplantısını İTO Başkanı Dr. Murat Yalçıntaş başkanlığında gerçekleştirdi. Toplantıda, İstanbul’un uluslararası bir finans merkezi olması ve rekabetçi bir yapıya kavuşturulmasında temel kriterlerin neler olabileceği tartışıldı. Bu kapsamda gerçekleştirilecek ’İstanbul Finans Merkezi Ortak Akıl Arama Konferansı’ için öncelikli altyapı çalışmalarının neler olması gerektiği değerlendirildi. EDK Üyeleri ayrıca, geleceğe yönelik büyüme stratejilerini ve teknoloji odaklı üretimin bu sürece etkisini de ele aldılar.
İTO Başkanı Dr. Murat Yalçıntaş başkanlığında gerçekleştirilen toplantıya, İTO Başkan Yardımcısı Dursun Topçu, İTO Yönetim Kurulu Üyesi Abdullah Çınar ve Mehmet Develioğlu, Prof. Dr. Kerem Alkin, Dr. Tevfik Altınok, Dr. Abdurrahman Arıman, Dr. İlker Domaç, Doç. Dr. Turan Erol, Prof. Dr. Hurşit Güneş, Dr. Can Fuat Gürlesel, Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu ve Dr. Berra Kılıç katıldı. Toplantıda İTO Genel Sekreter Yardımcısı Selçuk Tayfun Ok da hazır bulundu.
EDK Üyelerinin İstanbul’un finans merkezi olması ve Ortak Akıl Arama Konferansı’na ilişkin değerlendirmeleri şöyle:

MERKEZ OLMANIN ŞARTI İNOVASYON VE BİLGİ
DOÇ. DR. TURAN EROL: Siyasi otoritenin böyle bir projeye destek veriyor olması bizim için çok önemli. İstanbul’un finans merkezi aslında finansın dışında başka konuları da kapsıyor. Engeller daha çok finans dışında oluyor.
İTO’nun konuya nasıl yaklaşması gerektiği de önemli. İstanbul’a bir şehir vizyonu olarak mı yoksa finans merkezi kapsamında mı yaklaşmalı? İstanbul’a şehir vizyonu kapsamında yaklaşılması bizim için doğru olandır.
İstanbul’un bölgede merkez olması için Türkiye’nin inovasyon ve bilgi merkezi olması gerek. Ayrıca iş merkezi hedefine yönelmeli. İstanbul’un finans merkezi olması kapsamında şehir vizyonu alınacaksa öncelikli konular var. Birinci konu insan kaynağı, ikincisi hukuki mevzuat yapısı, üçüncüsü düzenleme altyapısı ve vergi. Vergi konusu çok önemli olmakla birlikte birinci planda değil. Ayrıca finansal ürün ve enstrüman çeşitliliği, fiziki altyapı ve teknolojik altyapı da diğer önemli konular. İstanbul finans merkezi konusunda benim önemsediğim, iş merkezi hedefinden hareketle dezavantajlarımızı kaldırmak için neler yapabiliriz? İstanbul finans merkezi olmasa bile yapılacaklar, rekabetçi bir yapı için dezavantajların ortadan kaldırılmasına yarayacaktır.
Global Power Endeksi’nde Kahire 35’inci iken İstanbul yok. Human Capital Endeksi’nde ise İstanbul 13’üncü sırada yer alıyor. Yine bir başka endekste Avrupa’nın gelişmekte olan 10 başlangıç ülkesi ele alınıyor. Burada İstanbul 4’üncü, Ankara 8’inci sırada bulunuyor. Biz de çalışmamızı yaparken şehir vizyonu önceliğine yer vermeliyiz.

TÜRKİYE’DEN BEKLENTİLERİ ÇOK İYİ TESPİT EDİLMELİ
DR. ABDURAHMAN ARIMAN: İstanbul’un finans merkezi olması derken, uluslararası bir faaliyetten söz ediyoruz. Bu alışverişin öbür ayağının muhakkak tamamlanması lazım. İstanbul’un finans merkezi olabilmesi için uluslararası camianın Türkiye’den beklentileri var ve bu çok iyi tespit edilmeli. Bunu yapan çok az sayıda kuruluş var. Dünyanın neresinde bir başarı hikayesi varsa, o bölge ile ilgili bir ajans faaliyeti söz konusu. Bu ajanslar birtakım araştırmalar yapıyorlar. Belirlenen hedefler doğrultusunda dünya yatırımcılarına ne kadar hitap ediyorsunuz? Dünya yatırımcıları sizi gerçekten o gözle görüyor mu? Bunun tespit edilmesi çok önemli. Dünyada önce şehir için hedefler belirliyorlar. O hedeflere bağlı olarak sektörler bölümleniyor; sektörlere ilişkin o bölgeye yatırım yapacak en önemli kuruluşlar saptanıyor ve o kuruluşların her biri için dosyalar oluşturuluyor. Örneğin; firma İstanbul’a finans merkezi yatırımı yapmak istiyor mu, İstanbul ihtiyaçlarına uyuyor mu? Karar verici kim gibi çok teferruatlı dosyalar hazırlıyorlar. Başarı örneklerinde, bu tür araçları kullanmadan başarılı olan pek yok. Muhakkak bir ajans faaliyeti var ve o ajansın da çok yoğun olarak kullandığı bu tür yöntemler mevcut. Bu unsurları göz önünde bulundurarak konferansa katmalıyız.

VERGİLER MİNİMAL OLMALI MALİ TEŞVİK DE ÖNEMLİ
PROF. DR. HURŞİT GÜNEŞ: Neden İstanbul bizim arzu ettiğimiz gibi olmadı? Yani bir Dubai ya da Frankfurt gibi olmadı diye düşündüğümüz zaman aklıma şöyle bir şey geliyor. Benim de karşı olduğum bir şey ama yöntem o diye düşünüyorum. Vergilerin minimal olması… Finans sektörü üzerinde vergiler çok az olduğu zaman -Dubai’de olduğu gibi- o zaman gerçekten finans sektörü ilerliyor. Oysa finans sektörümüz üzerindeki vergiler azımsanmayacak seviyede.
İstanbul, Dubai değil. İstanbul, Türkiye’nin çok büyük bir parçası. İstanbul’a özel olarak vergiler de indirilemeyeceğine göre, böyle de bir sıkıntı var diye düşünüyorum. Bölgede bir cazibe merkezi yaratabilmemiz için bir tanesi de mali teşvikler. Fakat orada da önemli bir sınırlamamız var. Onun dışında İstanbul’da birçok şey hızlı gelişti. Mesela kent dışı ulaşım hızlı gelişti. Kent içi ulaşımda sorunlarımız var. Birçok alternatife baktığımızda, İstanbul iyi bir mesafe alıyor.

TOPLUMSAL KONSENSÜS VE İNANÇ ŞART
PROF. DR. KEREM ALKİN: Hazırlanan raporda İstanbul, İller Arasında Rekabetçilik Endeksinde 87 puanla en yakın rakibi olan Ankara’ya iki kata yakın bir fark atarak Türkiye’deki iller arasında en öncelikli rekabetçi il olarak çıkıyor. Bu yerel bazlı bir çalışma; ancak bunun mutlaka uluslararası boyutunu gerçekleştirmeliyiz. İstanbul’u analiz ederken başka göstergeleri dikkate almalı mıyız? Bunu yapan yabancı kurumların kriterlerini incelememiz gerek. Bu tür olaylar, toplumsal konsensüs ve inanç gerektirir. Türkiye’de yabancı sermayeye karşı olan anlaşılması zor düşmanlığın, ‘memleketin toprakları el aleme satılıyor’ hastalığının nedenini çözemediğimiz sürece bunları halletme imkan yok.
Bu ve buna benzer gerekçelerle birinci ve ikinci kuşak komşu ülkeleri, Türkiye ile muhatap olmak istediklerinde hem ihtiyaç duyup hem de küçümsersek, Türkiye’nin yabancı sermayeye kucak açan bir ülke olduğunu nasıl anlatırız?

DR. İLKER DOMAÇ: Ben yabancı olsam şunu sorardım: İstanbul, Londra’nın bana sağlamadığı neyi sağlıyor? Bizim avantajımız ne?
DR. TEVFİK ALTINOK: Yabancılara, ‘İstanbul’un finans merkezi olması halinde bizim ne yapmamızı bekliyorsunuz?’ sorusunu sormalıyız. Belki de bize, ‘Siz bu ekonomiye sahip olduğunuz sürece, bu hukuk düzeninde kaldığınız sürece biz İstanbul’a gelmeyeceğiz’ diyecekler. Arama Konferansı’ndan amacımız ne? Yabancılar, İstanbul’un finans merkezi olması için ne düşünüyor, bunu araştıralım. Bizden çok onları konuşturacak bir ortam oluşturulmalı.
PROF. DR. EROL KATIRCIOĞLU: Yeni bir dünya düzeni kuruluyor. Ve bu dünya düzeninin en önemli ayaklarından birisi finans olacak gibi görünüyor. Finans meselesi bu yeni dünya düzenini nasıl biçimlendirecek, önemli bir konu. İstanbul’un finans merkezi olması konusundan önce bunu ortaya koymalıyız. Bu gelişmelerin temeli ne olmalı konusunda ortak bir anlayış üretmeliyiz. Ondan sonra daha net konuşulabilir.
DR. BERRA KILIÇ: İstanbul hangi noktalarda rekabetçi üstünlüğe sahip, hangi noktalarda geride bunu aramalıyız.

* * *

İleri teknoloji yüksek büyüme demek

DR. CAN GÜRLESEL: Bir ülke sadece düşük teknolojili sektörlerde 15 sene üretim yapmışsa her sene ortalama yüzde 1.5 büyümüş demektir. Orta yüksek ve yüksek teknolojili sektörlerde üretim yapan ülkelerde ise, Asya Pasifik örneğinde olduğu gibi, büyüme daha hızlı olup yüzde 7-8’ler ve üstünde oluyor. Çünkü yaratılan katma değer çok daha yüksek. Ülkelerin orta yüksek ve yüksek teknolojili alanlarda üretim yapması, o ülkelerin ekonomik büyümesinde çok daha önemli. Gelişen ülkeler yüksek teknolojili sektörlere yönelmekte ve bu amaçla teknoloji ve mükemmeliyet merkezleri haline dönüşmekteler. Ülkelerin en çok Ar-Ge araştırması yaptığı sektör makine ve teçhizat. Türkiye sanayinin yaklaşık yüzde 73’i düşük ve orta teknolojili alanda üretim yap›yor. Türkiye’nin hedefi, orta yüksek ve yüksek teknolojilerde payın artırılması olmalı.

* * *

Türkiye’de üretim teknolojileri değişecek

PROF. DR. HURŞİT GÜNEŞ: Türkiye’de patent sayısında ciddi oranda artış var. En önemlisi de, Ar-Ge harcamalarında milli gelir içinde çok ciddi artış olmuş. Bu artışın yüzde 50’nin üzerinde olduğu söylenebilir. Bu, bence son derece olumlu bir politika. Bunun meyvesi hemen alınmıyor. Uzun soluklu bir şey bu. Bunun 20-25 sene devam etmesi gerek. Türkiye rakiplerine göre halen aşağılarda. Üretim teknolojilerinin Türkiye’de epey değişeceğini düşünüyorum. TÜBİTAK’ın bütçesinin ikiye katlanması sürdürüldüğü taktirde Türkiye’nin önünü açacak çok önemli bir politika olduğunu düşünüyorum.

* * *

Büyümenin önündeki engeller belirlenmeli

DR. İLKER DOMAÇ: Bence doğru yaklaşım, büyümenin önündeki engelleri öncelik sırasına göre tespit etmektir. Ekonomik büyümenin üç ana öğesi var. Sermaye kârlılığı, kazançlar emniyet altında olacak. Üçüncüsü de sermayenin maliyeti. Ülkenin öncelik sırasına göre büyümeyi bloke eden hususlar tespit edilerek onların üstüne gitmek daha doğru olur.

Yorumlar kapalı.