ŞUAYİP İÇLİ

AV. ŞUAYİP İÇLİ “HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ İÇİN EVET”

Abone Ol
Daha Fazla

Yaklaşan referandum öncesi açıklamalarda bulunan Av. Şuayip İÇLİ;  16 Nisan’ da yapılacak referandumun, aynı zamanda millet iradesinin doğrudan ve ilk elden ortaya konulmasına neden olacağını, benzer tartışma ve muhalif görüşlerin, Cumhurbaşkanını seçme hakkının meclisten alınıp, millete verilmesinde de yaşandığını, eskiden milletin seçtiği vekillerin Cumhurbaşkanını seçtiğini ve çeşitli matematiksel hesapların gündeme getirildiğini söyledi. En önemli değişimin, milletvekillerini ve Cumhurbaşkanını seçmede söz hakkı vatandaşın, Cumhurbaşkanının veya bakanların sorumluluğunda söz hakkının meclisin, yani, milletvekillerinin olduğunu, yapılan değişiklik ile idarenin hızlı karar alma ve icraata geçirmesinin önünün açılacağını, yürütmenin ve devletin başının ve sorumluluklarının daha net belirlendiğini, çift başlılığın sona ereceğini söyledi.

Ben bir avukat olarak; anayasada değişiklik yapan 2709 sayılı yasa metnine hukuki boyuttan bakıyorum. Bu anayasa değişikliği ile erkler ayrılıyor mu, yetki tek eldemi toplanıyor, üstünlerin hukukumu,  yoksa, hukukun üstünlüğümü tercih ediliyor? Hadiseye bu noktadan bakmakta yarar var.

Yapılan değişikliğin, güçler ayrılığını daha net ve kesin olarak ortaya koyduğunu, yasama organı ile yürütme organı arasındaki girişken ve geçirken yapının ayrıştırılacağını ve güçler ayrılığının fiilen uygulanmasının daha da kolaylaşacağını düşünüyorum. Zira, mevcut sistemde, yürütme organı, genellikle meclisin içinden ve belirli çoğunluğu elde etmiş partili milletvekillerinden oluşmaktadır. Tek partili dönemde, iktidar partisinin yasa tasarıları ile yasalar çıkmaktadır ve iktidar partisinin neredeyse yasa tasarılarının tamamı yasalaşmaktadır. Muhalefet partilerin yasa tekliflerinin yasalaşma imkanı neredeyse hiç yoktur. Uygulamada da örneğine rastlamak imkansıza yakındır. Bu durumda; yasayı hazırlayan ve mecliste yasalaştıran güç ile uygulayıcı güç aynı olmaktadır. Yani, yasama gücü ile yürütme gücü tek elde, yürütmenin elinde toplanmaktadır. Buna karşı, yasama organındaki muhalif partilerin yapacağı tek şey, sadece şekil yönünden anayasaya aykırılık nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurmaktır. Mahkeme de anayasal kural gereği, şekil yönünden denetleme yapacağından, olağanüstü siyasal şartlar hariç, genellikle talepler red edilmektedir.

2709 sayılı Kanunun 8. Maddesi ile Anayasa’nın 104. Maddesi değiştirilmiş ve yasaların anayasaya aykırılığının sadece şekil yönünden değil, esas yönünden de Anayasa Mahkemesince incelenmesinin önü açılmıştır.

Meclisin çalışması sırasında yaşanan ve keyfiliğe neden olan meclis araştırması, genel görüşme, meclis soruşturması, yazılı soru önergeleri meclisin bilgi edinme ve denetleme yetkisi yeniden ve meclis çalışmalarını tıkamadan işletilecek şekilde düzenlenmiştir.

Cumhurbaşkanı adayı gösterme yetkisi, eskiye nazaran daha belirgin ve genişletilmiş biçimde, siyasi parti gruplarına, tek başına veya birlikte kullanılan oyların %5’ini temsil eden partilere ve yüzbin seçmene verilmiştir.

Halkoyuna sunulacak yasa metninin her yönüyle ele alınmasının ve tartışılmasının gerektiğini,sadece bir boyutu ile ve hele hele Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan üzerinden konunun tartışılmasının hatalı ve noksan olacağını düşünüyorum.

Yapılacak oylama, ne bir Cumhurbaşkanı seçimi ne de bir genel seçimdir. Uzun yıllardır, Hukuk Fakültelerinde, doktrinde ve uygulamada tartışılarak bugüne kadar gelen ve “yamalı bohça” gibi defalarca değişikliğe uğramış olan 1982 Anayasasındaki bir takım maddelerin değiştirilmesine onay vermekten ibarettir. Bu nedenle, yapılacak oylama bir seçim değildir. Cumhurbaşkanının devletin, yürütmenin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin başı olduğunu, devleti Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar eli yönetmesini oylayacağız. Eskiden beri, yürütmenin başı olan Başbakan ile Cumhurbaşkanının çatışmasına ve meydana getirdiği ağır ekonomik, siyasal ve toplumsal çalkantılara hep birlikte şahitlik ettik. Öyle ki, bu uyum sorunu, bir ülkenin başbakanının idam edilmesine dahi neden olmuştur.

600 milletvekilinden oluşacak meclis, salt çoğunluk ile Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu için talepte bulunabilecek, 360 milletvekilinin oyu ile soruşturma izni verilebilecek ve 400 milletvekilinin oyu ile de Cumhurbaşkanının yüce divanda yargılanmasına izin ve karar verilecektir.

Cumhurbaşkanı en çok iki dönem için seçilebilecektir. Kimilerinin beyan ettiğinin aksine, monarşik bir yönetim, diktatör yönetiminin olması mümkün değildir. Bu anayasa değişikliğinin diktatör denilen bir kişi tarafından halkoyuna sunulması mümkün değildir. Yapılan değişiklik, aldığı nefes bile sınırlı olan ve ne zaman nefes almasının sona ereceği bilinmeyen bir kişinin geleceği için değil, devletin bekası, milletin istikbali içindir. Kimi çevrelerin beyanlarının aksine, devlet yönetimi kişiye bağlı olmaktan çıkarılıp, halkın söz sahibi olduğu ve yetkileri ve görevleri açıkça belirlenmiş Cumhurbaşkanı tarafından yönetilmesinin önünü açmaya ve vesayet yönetimini bitirmeye ve belirli periyotlarla hortlatılan darbeleri önlemeye yöneliktir.

BURADA ESAS OLAN; YETKİ, MİLLETE Mİ VERİLSİN, PARLAMENTERLERE Mİ?

Vatanımızın bekası için,

Milletimizin varlığı ve birliği için,

Tüm yetkinin halka verilmesi için,

Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü için,

Türk milletinin varlığı için,

Bu anayasa teklifine olumlu bakmaktayım.

Yönetimde mutlak istikrar anlayışı hakim olacaktır.

Milletin % 51’inin oyunu alamayan bir insan Cumhurbaşkanı seçilemeyecektir.

Temsili demokrasimizde, temsilde adalette sağlanmış olacaktır. Yasama organı ile yürütme organı birbirinden ayrıldığı gibi her ikisi de güçlendirilmektedir.

16 Nisan’ da biz tercihimizi ortaya koyarken bakış açımız; devlet idaresinde milletvekillerine verilmiş olan yetkinin asıl sahibi olan milletine rücu etmesine önem vereceğiz.

Milletin egemenliğini, hukukun üstünlüğünü savunan biri olarak ben tercihimi EVET’ ten yana kullanıyorum.

Yorumlar kapalı.